Paranoid-Şizoid Konum, Depresif Konum, Otoerotizm

Paranoid-Şizoid Konum, Depresif Konum, Otoerotizm

Paranoid-Şizoid Konum, Depresif Konum, Otoerotizm

Mısra Coşkun

 

Özet

Melanie Klein, nesne ilişkileri kuramında gelişimin ilk aylarından itibaren bebek, içsel ve dışsal
gerçeklikten kaynaklanan yoğun kaygılarla karşı karşıyadır. Bebek, bu dürtüsel gerilimleri
yönetebilmek için bölme, yansıtma ve içe alma mekanizmalarını devreye sokar. Paranoid-şizoid
konum olarak adlandırılan dönemde nesne algısı parçalıdır: “iyi meme” doyumun ve güvenliğin
kaynağı olup erken egoyu stabilize ederken “kötü meme” saldırgan dürtülerin yansıtıldığı tehdit edici
nesnedir. Klein’da bebeğin psike tahayyülü fantazi ve gerçeklikte olanlar arasında salınımla
kurulmaktadır. Paranoya düşünüldüğünde bir kötü dünya tasviri söz konusudur. Bebeğin açlığını
projekte ettiği kötü meme, oral-simbiyotik bir kötü dünya da demektir. Paranoyada, kötü memenin
zehirli süt veren meme, süt dolu olup da kendisini aç bırakırken başkasına süt veren meme gibi
fantazmatik şekilde demeyimlenen bir nesne söz konusudur. Gelişimsel koşullar elverdiğinde, bebek
yalnızca kısmi nesneler üzerinden değil, bütün nesneler üzerinden de ilişki kurmaya başlar. Depresif
konum bağlamında birincil bakım veren artık hem doyuran hem de mahrum bırakan yönleriyle bir
bütün nesne olarak tanınır. Depresif konumda kaygı, sevilen nesneye yönelik yıkıcı dürtülerin yol
açtığı suçluluk ve yas etrafında şekillenir, buna bağlı olarak da onarım ve yeniden bütünleştirme
ihtiyacı öne çıkmaktadır.
Erken nesne ilişkileri bağlamında otoerotizm, yalnızca somut bedensel doyumun ötesinde, çocuğun
kaygıya karşı geliştirdiği savunmaları ve saldırgan fantezilerini projekte ederek kendini koruma
çabasının bir parçası olarak kavranmaktadır. Bu çalışma, Klein’ın kuramını gelişimsel bir perspektifte
ego gelişimi ve Freud’dan devraldığı psikenin retroaktif bir zamansallıkta işlediği fikri üzerinden
ortaya koyarken; sözü edilen konum kavramıyla kişinin bebeklikte geçtiği konumların yetişkinliğinde
izdüşümlerinin olacağına ve bütün hayatı boyunca paranoid-şizoid konum ve depresif konum arasında
salınıp duracağına işaret eder. Salt cinsel inşa üst okumasının psike işleyişi ve zamansallığa bakışında
ise oralliğin, analliğin, ödipalliğin yan yana ve latent-eşcinsellik zemininde endoaktiviteyle şekillenen
iç imgelerin “bir-arada” ve “zamandışı” var olması söz konusudur.

Klein’da otoerotizm, nesne ilişkileri bağlamında, özellikle erken ego ve memeye yönelik fantazik
ilişkilerde kendini gösterir. SCİ açısından otoerotizm psikenin imgeler dünyası içinde; bahsedilen
gelişimsel dönemlerden bağımsız şekilde dil, rüya, savunmalar, sakar eylemler, ilişkisel paternler ve
semptomun arzunun varsanısal doyumu olarak görünür hale gelmesi, yani otoerotik faaliyetler
aracılığıyla hem dışa vurularak biçim vermesi hem de psikenin temel kurucu imgeleri olan maternal
non-kapasite, fallik imge ve ben imgesinin birbirleriyle ilişkilenmesidir. SCİ üst okuması otoerotizm
kavramıyla devamlılık içerisinde olup oral, anal, fallik psikoseksüelitelerde varsayılan ödipal bir
karşılaşmadan geri adım atmak suretiyle latent-eşcinsel zemini hissetmek adına tasarımsal ensest
kurgusuna ulaştıracak olan imgeleme stil ve becerisi olarak otokastrasyon kavramını öne sürer. Bu
çalışmada Klein’ın kuramında psikenin temel niteliğini belirleyeni salt psikobiyolojik ödipal gelişim
evresiyle kurmaması, ödipaliteyi kısmi nesneler üzerinden oral döneme taşıyarak fantazmanın işlevini
öne çıkarması, dolayısıyla nesnelerin de imgesel bakış açısına yaklaşması bakımından SCİ’nin
endoaktif işleyen psike tahayyülüne yakınlaştığı ve farklılaştığı noktalar tartışılmıştır. Bu anlamda
Klein’ın Mr B. vakasında açlığın oral dünya tasavvurundaki dönüşüm güzergahı rüyada yenmek üzere
tutulan bir balığın sepete konunca güzel ama aldığı yara ile bağırsakları dışarı taşan bir bebeğe
dönüşmesi örneğinde olduğu gibi her iki perspektiften ele alınmıştır.
Anahtar Kelimeler: Paranoid-şizoid konum, depresif konum, otoerotizm, ölüm dürtüsü, ego gelişimi,
nesne, imge, zaman-dışı, endoaktivite, otokastrasyon

KISMİ NESNELER, KLEINYEN ÖDİPALİTE VE LATENT-EŞCİNSELLİK: “KÜÇÜK KADINLAR” FİLMİNİN PSİKANALİTİK İNCELENMESİ

KISMİ NESNELER, KLEINYEN ÖDİPALİTE VE LATENT-EŞCİNSELLİK: “KÜÇÜK KADINLAR” FİLMİNİN PSİKANALİTİK İNCELENMESİ

KISMİ NESNELER, KLEINYEN ÖDİPALİTE VE LATENT-EŞCİNSELLİK:
“KÜÇÜK KADINLAR” FİLMİNİN PSİKANALİTİK İNCELENMESİ

 

Dinç Orkun YONTAR

Özet

Melanie Klein nesne ilişkilerini kuramsallaştırırken; Freud’un ileri sürdüğü gerçekliğin
bir düzeyde mutlak dahliyle belirlediği fantazmatik dünya ve retroaktif psike işleyişi
düşüncesiyle devamlılık içindedir. Klein’ın çocuklarla olan çalışmaları ışığında açlık ile ilişkili
haset, sadizm kavramlarının oral temellerini; bu kavramların nesneler dünyası yaratımı
süreçlerindeki kaygı kaynaklı savunma ve klinik görünümlerde tezahür eden işlevleriyle
açıklaması doğuştan tamamen immatür bir psike anlayışının dışına bir adım olarak
düşünülebilir. Hem ölüm dürtüsüyle bebeğin açlığını ve yıkıcılığını ilişkilendirirken hem de
yaratıcılık, sevgi ve onarımla yaşam dürtüsünü ilişkilendirirken Klein; Freud’un kaynağını
biyolojik bedenden alan dürtü kuramı temellendirmesini sürdürür. Psikoseksüeliteye biçim
verecek olan ödipaliteyi kısmi nesneler üzerinden oral dönemde doğumdan sonraki ilk birkaç
ay içinde erken ego ve süperegonun gelişimi paralelinde açıklar. Klein’in oral
psikoseksüeliteyi ve ödipaliteyi derinleştirerek nesneyi somut anne tasavvurundan
özdeşleşilebilecek nesneler düzeyine taşımasını, psikanalizde Salt cinsel inşa (SCİ) üst
okuması doğuştan matür gördüğü imgeleme kapasitesine doğru atılmış bir soyutlama adımı
olarak görür. Yine de Freud’da olduğu gibi özdeşleşme bahsiyle birlikte heteroseksüel gelişim
içindeki psikenin eşcinselliği konusu biyolojik bir kavram olan dürtüye dayandığından somut
şekilde ve gelişimselliğin bir parçası olarak ele alınır. SCİ üst okuması ise bunların yerine
psikenin kurucu unsuru olarak latent-eşcinsellik kavramını orallik, anallik ve ödipalliğin “bir
arada” bulunduğu bir zemin olarak öne sürer. Yine Freud’dan süregelen aprés-coup ile
retroaktif şekilde algılayan, fantezileyen, hatırlayan ve “zamansız” bir psike anlatısı paranoid-
şizoid konum ve depresif konum katkısıyla Klein’da sürdürülmektedir. SCİ üst okuması ise
klasik bakış açısındaki zamansız diye tarif edilenin kendisini sonsuz bir şimdiki zaman tarifi
olarak görür ve bunun yerine zamandışı kavramıyla zamansallık düzleminin dışında üç temel
imgenin (“maternal non-kapasite, fallik imge, ben imgesi”) öznelliği ile karakterize olan
“endoaktiviteyi (iç işleyiş)” psikenin işleyiş biçimi olarak belirler. Bu çalışmada Klein’in
yaşamın ilk aylarında kısmi nesnelerle teşekkül eden psike tasavvuru, oral dönemden
başlatılan ve psikeyi kuran ödipalite ve projektif identifikasyon kavramları; SCİ üst
okumasının bu kavramları oral bir dünya tasavvuru için matür imgeleme kapasiteleri olarak
değerlendirmesi, imgesel bir beceri olarak “otokastrasyon”, ödipal anlatının örttüğü “latent-
eşcinsellik” ve “tasarımsal ensest” kavramları tartışılmıştır. Söz konusu kavramlar Louisa May
Alcott’un romanından uyarlanan, Greta Gerwig’in senaristliğini ve yönetmenliğini yaptığı
Küçük Kadınlar (Little Women) filmi üzerinden ele alınacaktır.

Projektif İdentifikasyon ve Seksüeliteyi Tasarlama

Projektif İdentifikasyon ve Seksüeliteyi Tasarlama

Projektif İdentifikasyon ve Seksüeliteyi Tasarlama
Irmak Zeynep Erseven, Gülşen Teksin

Melanie Klein, Freud’un bahsettiği “fort-da” oyunundan yola çıkarak çocuk psikanalizinde
gelişimin ilk dönemlerine paranoid-şizoid konumu ve depresif konumu ekler. Bebek bu dönemlerde
içinde taşıyamadığı doğuştan gelen saldırganlığını memeye yansıtırken memenin misilleme
yapacağı fantezisiyle memeyi zulmedici bir nesne olarak hisseder. Bu sebeple infant kötü memenin
saldırısından korunmak için onu bilinçdışında böler ve iyi memeyi korumaya çalışır. Bu noktada
projektif identifikasyon, bölmeden farklı olarak sadece nesneye bir parçanın yansıtılması değil; aynı
zamanda bu parçanın o nesne içinde yerleşmesi, onu dönüştürmesi, sonra tekrar içe alınmasıyla
işler. Klein’ın deyimiyle projektif identifikasyon yalnızca bir savunma değil, aynı zamanda
nesneyle kurulan simbiyotik bir ilişki biçimidir. Bu ilişki çerçevesinde birey, içindeki tahammül
edilemeyen parçaları dış dünyaya atarak bu parçaları hem kontrol altında tutmaya çalışır hem de bu
parçalarla başa çıkmak için nesneyi işlevselleştirir. Bebek bir yandan bu nesneden kaçınırken, bir
yandan da onu yüceltir. Öte yandan nesnenin içini sömürüp boşaltarak bedensel artıklarıyla
doldurup bozduğu fantezisiyle suçluluk duyar ve nesneyi eski haline döndürmek adına onarımı
fanteziler.
Klein düşlemin doğuştan var olduğunu ve onu dürtüsel yatırımın zihinsel eşlikçisi olduğunu söyler.
Düşlem benliğin işlevidir ve gerçeklikle deneyimsel olarak hiçbir farklılık içermez. Söz gelimi
uykuya dalma halindeki bir bebeğin tatmin olmuş şekilde ağzıyla kendi kendine çıkardığı sesleri ve
meme emme hareketini yapmasını ele aldığımızda bebeğin düşleminde süt vereni içine kattığı veya
gerçekten meme emiyor gibi hissedebildiği ve meme emdiğinde hissedeceği doyumu varsanıladığı
söylenebilir. Diğer yandan bebek içsel veya dışsal kaynaklı bir huzursuzlukla ağzındaki memenin
yokluğunu hissettiği bir anda klasik psikanalitik anlamda gerçekliğin hoşnutsuzluğuyla oluşan
zulmedici nesne karşısında düşlemle savunmalar işleterek içsel yeniden düzenlenme sürecini
başlatır. Salt cinsel inşa üst okuması ise nesnenin niteliği yerine imgeleme yetkinliğinden ve
imgelerin öznel niteliklerinin psikedeki belirleyiciliğinden bahseder. Klein’ın projektif
identifikasyon kavramıyla birlikte ele alındığında, doyuran memenin de misilleme yapan memenin
de fantazik ve iç işleyişe ait bir imge olduğu söylenebilir. Bunun paralelinde analiz odasında
projektif identifikasyon kavramı analizan ve analist arasındaki aktarım ilişkisinin belirleyicisidir.
Analizan, bebeğin memeye yaptığı gibi bir yandan projeksiyonlarıyla analiste şekil verirken diğer
yandan en bildik doyum alma şeklini yeniden sahneleme (enactment) girişimindedir. Analist karşı-
aktarımıyla bu sahnenin non-verbal kalmasına eşlik ettiği müddetçe iki taraf için de bilinçdışının
görünümleriyle yaşantılanabilecek olan arzunun varsanısal doyurumu bu kez bebek-anne ikilisinde
olana benzer şekilde analizan ve analist arasındaki yeniden sahnelenme ile gerçekleşir.
SCİ üst okuması klasik psikanalizle devamlılık içinde olan Klein’ın düşlemin savunma ve klinik
görünümleriyle özellikle oral anlamda işlevselliğine katılırken; gerçeklikten koparan, çarpık ve
yetersiz bir yaratım olduğu düşüncesinden ayrışır. Tersine bir okuma ile somutluğunu yaratmak
üzere öznel seksüel kurgusunun göstereni olduğunu ileri sürer. Salt cinsel inşa yaklaşımı psikenin
bu işleyiş biçimini “iç işleyiş” (“endoaktivite”) şeklinde adlandırır. Analizan zamandışı, mekansız
bir iç tasarımla kesintili, yetersiz bakım veren ebeveyn varmış gibi hissetme yolu olan maternal
non-kapasite imgesini, kesintinin faili gibi görünen fallik imgeyi ve bu iki imgeye en iyi eşlik
edecek ben imgesini tasarlar. Oral, anal, ödipal klinik görünümler üzeri örtülmüş oral trajediyi
hissedebilmek için; Klein’e göre nesne ilişkileri bağlamında oral sadizm, haset, projektif
identifikasyon ve ilişkili savunmalar, görünümler işlevlenirken; Sci üst okuması açısından ise
tasarımsal ensest stili ile imgeleyebilmek ve sahnelemek üzere atılan false-ödipal adımlarla latent-
eşcinsel kurguya ulaştıracak otokastratasyon düzenekleri harekete geçirilir. Sözü edilen bu oral
dünya tasavvuru, Klein’in ve Sci üst okumasının kavram ve formülasyonlarıyla Richard vakası
üzerinden karşılaştırmalı ele alınmıştır. Bu vakada Klein, Richard’ın “içinde penis bulunan meme”

fantezisiyle uyumlu şekilde ve tahrip edilen memenin misillemesi fantezisi paralelinde iğdiş edilme
korkusuyla babanın penisinden korkup cinsel arzularını bastırarak nevroz geliştirdiğini belirtir. SCİ
üst okuması ise vakaya belirleyiciliği vurgulanan iç ve dış gerçeklik somutlamasından azade şekilde
her halükârda ya eksik ya da fazla ayartıcı hissedilecek ve “içinde penis bulunan meme” fantezisine
yakın düşen “fallik imgenin uzantısı” bir meme tasarlanması üzerinden yaklaşır.