Psikanaliz Çalışmaları Derneğinin temelleri, 2018 yılında Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi kökenli bir grup psikiyatri uzmanı ve klinik psikolog tarafından, Ahmet Coşkun öncülüğünde, Psikanaliz Çalışmaları Grubu olarak atılmıştır. Klasik psikanaliz üzerine üst okuma yapmak ve ilerleyen süreçte, “Salt Cinsel İnşa" olarak adlandırılan psikanaliz okumasının, klinik ve teorik hatlarını oluşturmak üzere kuramsal ve pratik çalışmalar düzenli sürdürülmüştür.
2018 yılında çalışma grubu olarak başlayan bu yapı, bünyesindeki psikiyatri uzmanı ve klinik psikologların yürüttüğü teorik/klinik çalışmaların, 6 yıl sonunda bir bilgi birikimine dönüşmesiyle, 2022 yılında dernek statüsü almıştır. Derneğin misyonu psikanaliz eğitiminin, kuramının ve tedavi tekniğinin gelişmesine katkıda bulunmaktır. Eğitim sürecinin daha yapılandırılmış bir zemine oturtulması amaçlanmaktadır. Tariflenen formasyon süreci; analizden geçme, teorik eğitim ve vaka süpervizyonundan oluşan klasik üç sac ayağına ek olarak, analist adayının, dernek analistlerinin süpervizyonu eşliğinde bilgi seviyesine uygun, dernek içi teorik eğitimler vermesi gibi görevler almasını içermektedir.
Derneğin klasik psikanaliz üst okumalarına dair metinleri içeren seminerler, 2022 yılında Kavramları Yeniden Okumak isimli toplantı serisi ile başlayarak, Haziran, Ekim ve Aralık aylarında devam eden kamuya açık toplantılara dönüşmüştür. Haziran ayında dernek psikanalist ve formasyonda psikanalistlerini, Ekim ayında dernek eğitimine devam eden öğrencileri ve Aralık ayında ise psikanalitik edebiyat, film okumaları vb. interdisipliner okumaları içeren, alan ve alandışındaki kişileri de kapsayan toplantılar yapılmaktadır. Seminerler kamu yararını gözetmek amacıyla ücretsiz yapılmaktadır. Seminer duyurularını derneğin web sitesi ve sosyal medya hesaplarından takip edebilirsiniz.
Ayrıca psikanaliz eğitimi kapsamında dernek bünyesinde 1, 2, 3 ve 4. Yıl teorik dersleri ile psikoloji ve tıp öğrencilerinin başvurabileceği "Psikanalizle Tanışma" sınıfları yer almaktadır. 1. Sınıf ve tanışma sınıfları için yakın zamanda derneğin Instagram hesabı üzerinden başvuru duyurusu yapılacaktır.
Derneğin yaptığı diğer çalışmalardan biri, 2024 yılında Psikanaliz Kitaplığı projesinin hayata geçirilmesi olarak ifade edilebilir. Kitaplık, dernek ofisinde öğrenci ve üyelerin kullanımına açılmış durumdadır.
Yine derneğin öznel hipotetik yaklaşımı olan Salt Cinsel İnşa okumasını ve metinlerini geliştirmek üzere tasarlanan ve Mayıs 2025’den itibaren dernek psikanalist ve formatörlerinin sürdürdüğü SCİ Okul, 2026 yılında derneğin öğrenci, üye ve formasyonda analistlerini de içerecek şekilde kapsamını genişletmiş oldu. Bu yapı Salt Cinsel İnşa yaklaşımı çerçevesinde geliştirilen kuramsal ve teknik üretimin, dernek içinde sistematik biçimde ele alınması, derinleştirilmesi ve aktarılması amacıyla oluşturulmuş bir çalışma alanı haline geldi.
Bu hedef doğrultusunda, dernek içi seminerler ve olgu sunumlarını SCİ Okul kapsamında sürdüren, dernek önceki formatörü Ahmet Coşkun’a ve katılımcılara teşekkür ediyorum.
SCİ kuramından söz etmişken, psikanalistliğin gelişiminden de kısaca söz etmek gerekir. Psikanaliz, Freud’un çalışmalarıyla ortaya çıktığı andan itibaren kuramsal gövdenin yanında; klinik görgü aktarımı ve formasyon pratiği olarak gelişmiştir. Psikanaliz tarihi boyunca kuramın gelişimi ile kurumsallaşma süreci birbirinden bağımsız ilerlememiştir; birbirini besleyen ve sınırlayan, iç içe geçmiş bir seyir izlemiştir. Freud’un ile başlayan bu süreç sonrasında İPA gibi uluslararası kurumların kurulmasıyla birlikte belirli standartların ve formasyon kriterlerinin tanımlandığı bir aşamaya evrilmiştir.
Kurumsallaşma, psikanalitik birikimin düzenlenmesi, gelecek kuşaklara aktarılması ve mesleki bir süreklilik sağlanması açısından tarihsel bir işlev görmüştür. Psikanaliz kuramı ile kurumsallaşma süreci arasındaki ilişki sadece idari bir mesele değildir; bu, tıpkı analitik çerçevenin kendisi gibi, simbiyotik bağlar ve imgelerin işlevleri üzerinden otopsikanalitik olarak çözümlenmesi gereken psişik bir iç içeliktir. Bu sebeple iç eleştiriye maruz kalabilmesi gereklilik olarak da saptanabilir. İç eleştirinin, kuramdaki farklı bakış açılarının gelişmesini ve kendilerini kurumsal olarak sürdürebilmesini sağladığı da söylenmelidir. Bu bağlamda, Psikanaliz Çalışmaları Derneği (PÇD), kendisini psikanalitik kurumlar ve mevcut teorik yapı içerisinde bir "iç eleştiri" odağı ve olarak konumlandırmaktadır.
Kuramlar geliştirilirken, kurumlar kuramsal çerçevelerin sürekliliğini sağlayan alanlar olarak işlev görür. Alandaki kurumsallaşma çoğunlukla dernekler aracılığıyla sunulan eğitim yapıları ve formasyon süreçleriyle yürütülür. Formasyon sürecinin değişmeyen üç sac ayağı; daha önce de belirtildiği üzere, bireysel analiz, süpervizyon ve kuram eğitimi olarak görülmüştür. Takip edilen kuramsal yaklaşımlar, doğal olarak formasyonun ele alınma ve yapılandırılma stilini belirler. Dernekler kuramsal üretimi sürdürürken, diğer yandan klinik deneyimin aktarımını ve mesleki sürekliliği mümkün kılar. Bilindiği üzere tek bir formasyon modeli yoktur. Var olan farklı formasyon modelleri, analistliğin öznel bir sürecin tanınması olarak ele alınabileceğini göstermektedir. PÇD formasyon modeli de az önce de bahsedildiği üzere diğer modellere göre farklılıklar içermektedir. Bu çeşitlilikler, psikanalist olma aşamalarının tekil bir formasyon modeliyle sınırlanamayacağını açıkça ortaya koymaktadır.
Psikanaliz alanındaki kurumsal tartışmalarda sıkça göz ardı edilen nokta, derneklerin hukuki statüsü ile klinik formasyonun niteliğidir. Türkiye’de 5253 sayılı Dernekler Kanunu ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu uyarınca, dernekler hukuki bir meslek tanımı üretme yetkisine sahip değillerdir. Kuramsal ve klinik pratiğin örgütlenme biçimini temsil ederler. Bu kurumlar tarafından verilen belgeler hukuki geçerliliği olan birer "diploma" ya da "sertifika" değil, klinik görgünün aktarıldığını beyan eden "katılım belgeleridir".
"Formal" ya da "formasyon" terimleri, bir devlet resmiyeti üretme gücünü ifade etmez. Bu terimler daha ziyade, bir gelenek ve göreneğin takibi, kuramsal dayanakların korunması ve belirli klinik standartların nasıl aktarılacağına dair yaklaşımların belirlenmesi anlamında kullanılır. Psikanalistlik, hekimlik, klinik psikolog olma gibi devlet tarafından düzenlenen bir meslek olmadığı gibi, "resmi" bir unvan da değildir. Bir klinik görgü doğrultusunda, kurumsal yapılarda gelişen formasyon süreçleri ile edinilen öznel klinik stilin temsilcisini ifade eder. Bu ünvan kurumsal bir bağ içerisinde geçerlilik kazanır; ancak bu anlamın, alanın bütünü adına bağlayıcı bir statü üretmediği de akılda tutulmalıdır.
Akreditasyon terimi de, herhangi bir tüzel kurumun kendi formasyon sürecini tanımlaması ve bu süreci bitirenleri kendi çatısı altında "yetkin" kabul etmesi anlamına gelir. Yani akreditasyon, özü itibarıyla bir kurum içi veya kurumlar arası iç düzenleme mekanizmasıdır. Bir kurumun akreditasyon vermesi, o kurumun sunduğu psikanaliz yaklaşımını hukuken tek yetkili veya evrensel olarak "resmi" kılmaz. Yalnızca bağlı olduğu kurumsal ilişkiler çerçevesini tanımlar ve belirler. Bu noktada bir yanlış anlamayı baştan ele almak gerekir: Akreditasyonun kurumsal işlevini tartışmaya açmak, standartların gereksiz olduğunu savunmak değildir; aksine bu süreçlerin kendi bağlamları içinde anlamlı olduğunu vurgulamaktır. Ancak sorun, akreditasyonun hipotetik ve klinik geçerlilik belirteci gibi sunulmasıdır. Bir yaklaşımın benimsenmesi ya da terk edilmesi, kurumsal bir onaydan ziyade, sunduğu psişe modelinin ve teknik çerçevenin klinikte ne ölçüde çalıştığıyla ilgili olmalıdır. Akreditasyonun evrensel bir doğruluk ölçütü gibi kullanılması, kurumsal sınırların bilgisel/epistemik sınırlar gibi algılanmasına yol açar ki bu da kuramın içe kapanmasına ve iç eleştiri mekanizmalarının aksamasına neden olur. Psikanaliz, kuramının hipotetik doğası gereği merkezi bir otoriteye dayanan bir bilgi alanı değildir. Akreditasyon kavramının analitik ve kurumsal anlamlarının kuramsal bir çerçevede tartışılabilirliği, alan içi bir gereklilik olarak saptanabilir.
Psikanalitik alanın çoğulluğunu savunmak ölçütsüzlük, sınırsızlık anlamlarına gelmez; ölçütün yerinin kurumsal otoriteden, kuramsal ve klinik işleyişe kaydırılması girişimi gibi düşünülmelidir. Yani kurumsal yapılanmada, akredite, resmi, kuramsal olarak geçerli tanımları aynı değildir. Standartlar evrensel ölçüt olarak sunulursa, kurumsal sınırlar tümgüçlülük çağrışımını da içerme riski olan, epistemik sınırlar olarak algılanır.
Farklı kuramsallıklar tarihsel olarak da var olmuştur; Freud, Klein, Jung ve Lacan’ın yaklaşımlarındaki farklılıklar gibi. Bu nedenle psikanaliz tek bir merkezde, tek bir geçerlilikle tanımlanırsa, kurumların dayandığı hipotetik çerçevenin gerilim halinde olması kaçınılmazdır. Bu şekilde "Resmi psikanaliz" söylemi bir tanımlama değil, bir dışlama mekanizması olarak işlev görür. Hangi yaklaşımın psikanaliz olarak kabul edileceği ve hangi pratiklerin bu alanın dışında bırakılacağı bu söylem aracılığıyla belirlenmeye çalışılır.
Psikanaliz klinik bir alandır; ancak medikal bir modele indirgenemez. Tedavi edici etkiler üretse de yalnızca bir sağlık hizmeti olarak tanımlanması, onun felsefi, kuramsal ve kültürel boyutlarını gölgeler. Psikanalitik yaklaşımlar arasındaki farklar yalnızca teknik ya da organizasyonel değildir; bunlar psişenin nasıl kavrandığına dair temel varsayımlara dayanır. Bu çerçevede, farklı kuramsal yaklaşımların ortaya çıkması ve kendi teknik çerçevelerini geliştirmeleri, psikanalitik alanın yapısal bir özelliği olarak görülmelidir ve gereklidir de. Farklı kuramsal yaklaşımların kendilerini kurumsal olarak ifade etmeleri yalnızca mümkün değil; etik, hipotetik ve klinik çerçeveler korunduğu müddetçe psikanalitik alanın yapısı gereği meşru bir konumdur. Psikanaliz kuramının hipotetik yapısı oldukça açıktır.
Sorun yalnızca kurumsal çoğulluk ya da meşruluk meselesi değildir. Asıl soru şudur: Hangi Psikanaliz? Psikanalitik yaklaşımlar psişenin/ruhsallığın nasıl kavrandığına dair temel varsayımlarda farklılaşır. SCİ’nin benimsediği psişe modeli; psikanalizde yerleşik klasik gelişimsel, dinamik ve kültürel çerçevelerden belirgin biçimde ayrışır. Dışarıda kurulup inkorpere edilen psişik yapılar gibi içe-alım temelli açıklamalardan ziyade; tamamen içeriden kurulan cinsel-imgesel üretimi esas alan, bu üretimin stabilizasyonunu bastırma ve kastrasyon yerine otokastratif düzeneklerle düşünen bu yaklaşım, yalnızca teknik bir varyasyon değil, farklı bir kuramsal zemin önermektedir.
Zamandışı imgelerin üretimi ile psişe oluşur. Ruhsal çalışmada, çocukluk, anılar, gelişim, somut anne ve baba üzerine çalışılsa da, daha çok iç-işleyiş (endoaktivite)’in, analizanın arzusunun görünümleri üzerinde durulur. Serbest çağrışımla bastırılmış içeriğin ortaya çıkarılmasından ziyade, öznenin cinsel-imgesel işleyiş organizasyonu anlaşılmaya çalışılır. Bu nedenle SCİ; mevcut akreditasyon çerçevelerinin dayandığı psişe varsayımları ve dolayısıyla klasik psikanalizin içerisinde yer alacak bir alt-uygulama/varyasyon olarak konumlandırılamaz.
Bu durum bir tercih ya da dışlanma meselesinden çok, kuramsal tutarlılığın gerektirdiği yapısal bir ayrışmadır. Dolayısıyla SCİ’nin bağımsız bir kurumsal yapı içinde örgütlenmesi, mevcut yapılara eklemlenememenin sonucu değil, kendi kuramsal düzlemini sürdürebilmenin zorunlu koşulu olarak ortaya çıkar. Bu noktada ayrım yalnızca kuramsal bir tercih değildir; psikanalizin hangi düzlemde çalıştığına dair çok önemli bir ayrımdır. Sorun; hangi kurumun psikanalizi temsil ettiği gibi yüzeysel ele alınacak bir meseleden daha çok, psikanalizin hangi düzlemde ele alındığına dair kapsamlı bir kuramsal/teknik ayrımdır.
Farklı psişe modelleri, teknik yaklaşımlar ve kuramlar, psikanalitik alanın çoğulluğunu sağlar. Yeni kuramsal yaklaşımlar ve kurumsal oluşumlar, psikanaliz için bir tehdit değil; aksine alanın kendi sınırlarını yeniden düşünmesi ve üzerine düşünme kapasitesini artırması için bir imkândır. Böyle bir bakış açısıyla çoğullaşmanın; alanın zayıflaması değil, kendi üzerine düşünme kapasitesinin artması anlamına geleceği de kolaylıkla saptanabilir. Psikanaliz, kendi çoğulluğunun imkanlarını eleştirel bir kapasiteyle taşıyabildiği ölçüde canlı ve üretken kalır.
Psikanaliz Çalışmaları Derneği psikoseksüel inşaanın kompleks ve birarada yapısı üzerinden bir üst okuma geliştirmeyi ana hedef olarak belirlemiştir. Psikoseksüalite terimini, zaman/mekan bağlamını, beden ve sosyolojik temaslarını/kısıtlılıklarını dışarda tutan psikanaliz okumasının adı olarak “Salt Cinsel İnşa” olarak benimsemiştir. İmgesel bir seksüalite hipotezi kurmanın önemi üzerinde durulmuştur. Transferansın sağladığı terapötik avantajın önemi büyük olsa da, hastanın aktarımını çalışması zaman almakta belki de bir türlü tamamlanamamaktadır. Dinamik, hikayeye dayanan analitik çalışmanın aksine, imge ve kurgu denklemi tasarımına dayalı bir yöntem olan Salt Cinsel İnşa hipotezinde hastanın oto-psikanalitik çalışma becerisi edinerek terapinin tamamlanması hedeflenmiştir.
Klasik psikanalizin ödipal denklem üzerinden psişe tasarımını üst okuma ile yeniden kurgulayan Psikanaliz Çalışmaları Derneği latent-eşcinsellik üzerinden bir psişe tahayyülü tanımlamaktadır. Psikanalizin 'simetrizasyon' mantığı yerine 'zamandışılığı', ödipal psişe yerine 'latent-eşcinsellik' psişesini, çağrışım/divan psikanalitik çalışması yerine de 'self-tasarımı' tekniği olmak üzere 3 temel kavram geliştirmiştir. SCİ’ye göre ruhsal çalışmanın temel hedefi, bireyin kendi otopsikanalitik alanını kurabilme ve sürdürebilme kapasitesini geliştirmesidir. Bu hedef kurumsal düzeyde de karşılığını bulmalıdır.
Sonuç olarak, psikanaliz, ancak kendi içindeki çoğulluğu ve farklı psişe modellerini eleştirel bir kapasiteyle taşıyabildiği ölçüde canlı, üretken ve etik bir disiplin olarak kalabilir. Kurumsal yapıların "resmiyet" veya "evrensellik" iddiasıyla kuramsal alanı daraltması, psikanalizin hipotetik yapısına zarar verirken; eleştirel bir çoğulculuk, alanın zenginleşmesini ve klinik başarının artmasını sağlayacaktır.

