Splitting ve Oral Klinik Görünümün İmgeleri

Splitting ve Oral Klinik Görünümün İmgeleri

Splitting ve Oral Klinik Görünümün İmgeleri

Züleyha Yelken

Özet
Melanie Klein’ın psikanalitik kuramında “bölme” (splitting), erken ego gelişiminin temel savunma
mekanizmalarından biridir ve özellikle nesne sabitliğinin henüz gelişmediği dönemde çocuğun içsel
dünyasını yapılandıran bir zihinsel düzenek işlevindedir. Klein bebeklikten itibaren zihinsel yaşamın
aktif, dinamik ve yoğun fantezilerle örülü olduğunu varsayarak, bölmeyi patolojik bir savunmadan öte,
gelişimsel anlamda gerekli bir işlevsel organizasyon biçimi olarak ele alır. Bölme, temelde dış
dünyadaki nesnelerin ve içsel yaşantıların "iyi" ve "kötü" kutuplara ayrılması sürecidir. Bu ayrım
çocuğun henüz ambivalansı tolere edemediği, nesneleri hem sevgi hem de saldırganlıkla aynı anda
değerlendiremediği çok erken bir döneme denk gelir. Bu nedenle ilk aylarında bebek için hem dünyayı
hem de kendi içsel yaşantısını anlamlandırmak açısından bir tür “zihinsel haritalama” aracıdır. Diğer
yandan bölme doyumu varsanılayarak sürdürmeye ve iyi nesneye yönelimi sağlamlaştırmaya hizmet
eder. Bu yalnızca libidinal yatırım açısından değil, aynı zamanda benliğin sürekliliği açısından da
temel bir işlevdedir.
Analist bölünmüş temsiller arasındaki bağlantıların kurulmasını sağlar, analizanın aynı nesneye
yönelik sevgi ve öfkeyi birlikte taşıyabilmesini destekler. Bu kapasite geliştiğinde nesne sabitliği de
güçlenir. Analistin sağladığı analitik atmosfer ve çerçevede analizan aktarımıyla nesnesi olan
analistinden oral-simbiyozun sınırsızlığında sabitlik ve süreklilik talep eder. Oralliğin simbiyotik
niteliği nedeniyle analistin sunduğu analitik atmosfer ve çerçevede değişiklik olması durumda analizan
non-verbal şekilde nesnesi ve dolayısıyla kendisi yok oluyormuş gibi hissedebilir. Bu kırılgan ve
olgunlaşmamış kısmi nesneler içeren bebek ruhsallığı kuramsallaştırmasıyla Klein, analizle ego ve
süperego olgunlaşırken selfin de bütünleştiğini belirtir. Salt cinsel inşa (SCİ) üst okuması ise yaş ve
kronolojiden bağımsız şekilde psikenin "zamandışında" halihazırda tam olgun bir imgeleme
kapasitesinde bir “iç işleyişe” (“endoaktivite”) sahip olduğunu belirtir. Ayrıca tüm klinik görünümlerin
varsayılan sınırsız açlığı savunarak veya ödipal bir karşılaşmadan geri adım atarak, yani
“otokastrasyon” yaparak hissettiği latent-eşcinsellik zemininde şekillendiğini ileri sürer ve klasik
psikanalizin dürtüye dayandırılan bilinçdışı eşcinsellik fikrinden ayrışır. Klein'ın bahsettiği oral klinik
görünümler ve ilişkili savunmaların tam da bir oral dünya tasavvuru oluşturmak için yetkin bir
donanım anlamına geldiğini öne sürer. Psikenin doğuştan tam matür ve öznelleşmiş bir imgeleme
kapasitesi olduğunu belirtir.
Klein’ın self (kendilik) anlayışı özellikle erken çocukluk dönemindeki içsel nesne ilişkileri, savunma
mekanizmaları ve fantazik süreçler etrafında şekillenir. Nesne sabitliği kavramı da bununla ilişkilidir.
Freud’un yapısal kuramından farklı olarak Klein, bireyin iç dünyasının doğumundan itibaren aktif ve
çatışmalı olduğunu savunur. Bu bakış açısı kendiliğin oluşumuna dair dinamik ve ilişkisel bir zemin
sunar. Bahsedilen süreçlerde kendilik, içsel nesnelerle kurulan ilişkilerin sonucunda şekillenir ve
güçlenir ya da zayıflar. Depresif konumla saldırgan dürtülerinin ve yıkıcı fantezilerinin nesneyi tehdit
etmesini suçluluk duygusu izler ve akabinde gündeme gelen onarım arzusu Klein’a göre sağlıklı bir
kendilik gelişiminin temelidir. Kendilik yalnızca sevginin yanısıra suçluluk, kaygı ve onarım arzusu ile
de şekillenir. Klein’ın yaklaşımı ile self; nesne ilişkileriyle kurulan imgesel ve duygulanımsal
deneyimlerden türeyen, başlangıçta parçalı ama nesne sabitliği ve sürekliliği kazanıldıkça bütünleşen
ruhsal yapı olarak ele alınır. SCİ üst okuması ise selfi Klein’ın ve nesne ilişkileri teorisyenlerinin self
kavramsallaştırmasını bilinçdışının yapısal unsurlarının ve nesnenin gelişimiyle paralel
tanımlamasından farklı kullanır. SCİ hipotezinde self; analiz sürecinde öznel kurguyla ortaya çıkan
temel imgelerin tasarımsal ensest stili ile karakterize iç işleyişin verbalize edilmesi, kavranması, hold
edilmesi yoluyla inşa edilir. Bu süreçte ortaya çıkan otopsikanalitik çalışma yetkinliği analizin
sonunun yaklaştığının habercisidir. Söz konusu çalışmada; Klein'ın kuramının ve çocuk psikanalizinin
evriminde dönüm noktalarından biri olarak kabul edilen 6 yaşındaki Erna vakasının Klein ve SCİ

hipotezi açılarından formülasyonu ve tekniği ele alınmış, bahsedilen kavramlarla nasıl bir oral dünya
tasavvuru oluşturulduğu tartışılmıştır.

Posted in Etkinlikler.