1.Freud’a Göre Rüyaların Oluşum Mekanizmaları ve Türleri – İrem İLHAN YÜKRÜK

Freud’a Göre Rüyaların Oluşum Mekanizmaları ve Türleri:  İrem İLHAN YÜKRÜK

Freud rüyaların, bilinçdışı arzuların doğrudan veya dolaylı olarak doyurulmasına aracılık ettiklerini ileri sürmüştür. Her rüya; derinlerde bir zamanlar meme ile yaşanan doyumu başka bir deyişle “yitik cenneti” yeniden kurmaya çalışır ve düşün görünen içeriği ruhsal işleyişin en derin katmanlarına dek uzanan temsillerden oluşmaktadır.

Freud, “görünür düş” kavramını; rüyanın yüzeyinde görünen materyali tanımlamak, “gizli düş düşünceleri” kavramını ise; rüyanın altında yatan ve bilinçdışına gömülmüş olan anlamları ifade etmek için kullanmıştır. Düşlerin görünür içeriğinin “rüya yorumu” ile gizli içeriklerini açığa çıkarmak ve bu gizli içeriklerin nasıl görünür içeriklere dönüştüğünü anlamak, ruhsal çalışma için temel bir gerekliliktir.

Gizli düş düşüncelerinin görünür düşe dönüştüğü süreç “Rüya işlemi” olarak isimlendirilmektedir. Bu proses; bilinçdışı sistemde yer alan süreçlere dair ilk ipuçlarını sağlaması ve onların bilinçli düşüncemizle bildiklerimizden oldukça farklı olduklarını göstermesi açısından psikanaliz tarihinde teorik açıdan aydınlatıcı bir öneme sahiptir.

Altta yatan içerik; rüya görenin bilinçdışına ait olup benimsenmemiş, reddedilmiştir yani bastırılmıştır. Kendisine anlatım yolu bulabilmesi için bastırmanın gevşemesini beklemek zorundadır. Ancak her koşulda zayıflatılmış, değiştirilmiş ve kılık değiştirmiş olan bu içeriğin yorumlama olmaksızın ortaya çıkarılamayacağı öngörülebilir. Yorum; görünür düşten gizli düş düşüncelerine giden yolda önderlik edecektir.

Freud, tüm kitaba yazıt olacak şekilde "Düşlerin Yorumu" kitabında Vergilius’un şiirinden bir atıfta bulunmuş ve şöyle demiştir; “Düşlerin yorumu, aklın bilinçdışı etkinliklerine götüren bir kral yoludur.” Bilinçdışı içeriğe ulaştırmayacak yorumlar, rüya işlemine hizmet etmeye devam edecektir. Bilinçdışı içeriği; yer değiştirme ve yoğunlaştırmalar ile sansürlenen rüya, aynı zamanda anımsamanın da bir yolu olarak tanımlanmaktadır. Anımsama; analistin rüya içeriğine ait simgeleri yorumlaması ile kolaylaştırılır. Simge yorumu ve serbest çağrışım tekniğinin birlikte kullanımı ile anımsamanın, erken dönemlere ait geri döndürülemez bir “primal sahne”ye kadar sürdürülebileceği düşünülmektedir.

 

 

Bir Yaz Gecesi Rüyası, Shakespeare İncelemesi – Hazal ÇELİK

Bir Yaz Gecesi Rüyası, Shakespeare İncelemesi - Hazal ÇELİK

Bir Yaz Gecesi Rüyası

Kadim Bir Soru: Oyun mu, Gerçek mi? Hazal Çelik

Bir Yaz Gecesi Rüyası romantik komedya oyunu; aşk, evlilik, çiftlerin kavuşup kavuşmamaları konularının çevresinde “gerçeklik” meselesini ele almaktadır. Oyunda dış gerçeklik; insan ve arzusu arasına giren bir durum olarak saptanır ancak “çılgınlar, aşıklar ve şairler” aracılığıyla iç gerçekliğin yani öznelliğin dışsal gerçeği biçimlendirebileceğine dair göndermeler de mevcuttur. Metinde insan deneyiminin en öznel hali olarak metaforize edilen ‘’aşkın’’; dış gerçekle çelişkisinin insanın kaçınılmaz trajedisi olduğu sonucuna varılsa da, sanatsal yaratımın ya da “anlayışın” insanın içindeki yıkıcılığı dönüştürme yolu olduğu işaret edilmiştir. Aşkın bir nevi uyanıkken rüya görmek olduğu iması tüm oyun boyunca sürüp gitmektedir. Şairler de benzer biçimde, önce güçlü bir hissiyata kapılan, sonra onun sözcüklerini var eden ve hayal gücünün esiniyle harekete geçen kişiler şeklinde resmedilirler. Lakin çılgın ya da aşıklardan ayrımları da vurgulanır. Sanatçılar hissiyatlarını yaratımlarıyla kapsayabileceklerdir. Yine benzer biçimde işçi-oyuncular kendilerini; kurgularına kaptırmış biçimde, izleyicilerini korkudan bayıltacak denli ürkütücü imgelemektedirler. Bu halleriyle “sıradan insanın” trajikomedisini temsil ederler. Metin boyunca birbirlerinin rezonansları gibi görülebilecek oyun kişileri aracılığıyla, insanın imgeleme kapasitesi yani endo-aktivitesi araştırılmaya ve cinsel imgeler formüle edilerek latent-eşcinsellik psişesine değinilmeye çalışılacaktır.