Psikanalitik formasyon psikanalist olma sürecinin adı olarak ele alınsa da, bu sürece yol haritası oluşturan teorik arka planın hipotetik yapısının sorunları düşünüldüğünde psikanalist olma sürecinin non-formal olduğunu açıkça söylemek yerindedir. Çünkü teorik ve pratik eğitimin verildiği ya kurumlar oluşmamış ya da yeterlilikleri yeterince tartışılmamıştır. Psikanalizin akademik eğitimi ve pratiğinin uzmanlık becerisinin kazanıldığı kurumların tarifi net olarak yapılabilmelidir. Yaygın eğitim veren psikanaliz kurumları halihazırda derneklerdir. Psikanaliz akademileri oluşturularak yüksek lisans, doktora programları oluşturulmalı medikal örgütlenmede ise uzmanlık alanı olarak yer edinmelidir. Psikolog, psikiyatrist, sosyal çalışmacı, rehberlik gibi ve hatta medikal alan çalışanlarının tümünün gereksediği kadar -tıpkı her branş öğretmenine kazandırıldığı gibi- psikanaliz formasyon programı oluşturulabilir. Psikanaliz formasyonu gerekli olsa bile öncelikle psikanaliz eğitimi teriminde ısrar edilmelidir. Kurumları, teorik/kuramsal bilgisinin hak ettiği biçime kavuşturulmalıdır. Tedavi tekniğinin uygulamalar üzerinden kazanıldığı kurumlarda uzmanlık programları oluşturulmalıdır.
Psikanaliz eğitiminin oluşturan öznelerin tarifi de önemlidir. Formatör, psikanalist, eğitim analisti, bir bakıma analizan da dahil birçok kavramın hangi anlam taşıyacağını psikanaliz kuramının nasıl okunduğu belirler. Denklemi böyle kurmak çok önemlidir. Psikanaliz kuramının hipotetik yapısı yani mutlak teorik bir önermeye sahip olmayışı bir avantaj olarak görülmeli, fakat bu durumun psikanaliz pratiği için özellikle de biz klinisyenler açısından aynı zamanda “bir psikanaliz sorunu” olarak da görülmelidir. Psikanaliz pratiğinin meselesi olarak psikanalist olma ve tedavi yöntemi oluşturma, biz klinisyenlerin öncelikli sorunu olmalıdır. Psikanalizin metinler arası kuram ilişkisi düşünüldüğünde hipotetik yapısına özen gösterilmesi de ayrıca önemsenmelidir. Psikanaliz kuramı tek bir disiplin içinde ve bir meslek grubuna ait görülmemelidir. Sonuç olarak her ne kadar psikanaliz eğitimini formal, yapılandırılmış asgari bir pratik kısmının gerekliliğini savunsak da psikanaliz kuramı farklı okumalara olanak taşıyan bünye taşır ve zedelenmemesi önemlidir. Psikanaliz kuramı somut ve canlıdır, çünkü imgedir. Bilincin kendisidir.
Bu konuda bir iddia taşıyor olmanın gerekliliği, psikanaliz pratiğinin sorunları olduğunu söyleme cesareti gibi anlaşılmalıdır. Psikanaliz pratiğinin iki büyük görünümü vardır. Biri psikanaliz formasyonu/eğitimi, diğeri de bir tedavi yöntemi olarak psikanaliz. Bu iki psikanaliz pratiğinin ne olduğu konusunda tartışmalarını sürdürmek önemlidir. Psikanalist nasıl olunur ve psikanaliz nasıl uygulanır soruları kurumsal ve teorik farklılıklar sayesinde cevaplanabilir.
Psikanalizin bir sorunu olarak: Yetkilendirilme/Akreditasyon
Psikanaliz pratiği ve teorisi akademi ve medikal kuramlar içersinde kısmen yer bulmuş olmasının yanı sıra sunduğu hizmetler büyük oranda sosyal güvenlik sistemleri kapsamı dışındadır. Sağlık hizmeti büyük oranda muayenehaneler, danışma merkezi yapısında örgütlenmiş, sadece mali açıdan denetlenebilir özel iktisadi kuruluşlar statüsündedir. Akreditasyon esas olarak bu iki ana meselenin bir çözümü olarak devreye girmiş ve geliştirilmeye başlamıştır. Sistem dışına itilen psikanaliz, kuram bilgisinin standardizasyonu, denetlenebilirliği, kurumlaşarak akademik, ekonomik sistemlere entegre edilmesi politikalarını hukuken dernek statüsünde kurumlar üstlenmiştir. Yukarda sayılan ana meseleler psikanalizin sorunudur.
Psikanaliz kuramının hipotetik yapısından kaynaklanan bilimsellik iddiasının geçerliliğinin sağlanamamış olması durumu psikanalizin bir diğer sorunudur. Psikanaliz içerisinde başlıca S.Freud, J.Lacan ve bazı diğer diye adlandırılabilecek ‘teorik yaklaşım farklılıkları’ da psikanalizin sorunları listesine eklenmiş görünmektedir. Kuramının hipotetik yapısı ve teorik yaklaşım farklılıkları ‘teori bilgisinin standardizasyon’ sorununun ele alınmasını henüz yola çıkılamadan daha da karmaşık hale getirmiştir. Yaklaşım farklılıklarına göre Lacan’cı, Freud’cu psikanaliz başta olmak üzere çok sayıda birçok dernek merkezi statü edinerek regülasyonlar belirlemiş ve yetkilendirme (akreditasyon) çalışmaları sürdürmektedir. Bunun yanında ülkemizde ve yurtdışında yetkilendirilmemiş psikanaliz dernekleri, yetkilendirilmemiş psikiyatr ve klinik psikologlar klinik, teorik ve toplumsal psikanaliz çalışmaları sürdürmektedir. Tasvir edilen tablonun iç içe girmiş hukukilik, meşruluk, cari konumlarının anlaşılması için örnekler üzerinden ilerlenebilir. Örneğin, önemli bir hacimde akredite edilmemiş psikiyatrın ve klinik psikoloğun, akademik eğitimlerinin bir aşamasında edindikleri kısmi psikoterapi bilgilerini analize giderek, süpervizyon alarak ya da kişisel/örgütlü akredite edilmemiş teorik çalışmalar yaparak pratiklerinin bir kısmına “yetkilendirilmemiş psikanalitik bir yaklaşımla” biçim veriyor olması meşru mudur, hukuki midir ? Zaten cari olan bu durumu düşünerek sarih, etik bir kavrama zemini sağlanabilir.
Akreditasyon meselesi güncel olarak çözüm için geliştirildiği çıkış noktasından çok uzaktadır. Bilginin denetim altına alınması, kuram/kurum koruyuculuğu ve ayrıcalıklı statü edinmeye çoktan yol almıştır. Zaten çok az sayıda psikanaliz gönüllüsü dernek ve alan çalışanı, akredite olmayanlarla olanlar, hatta akredite olanlar da kendi aralarında çatışmalar yaşamaktadır. Psikanaliz dernekleri benzer hukuki dayanağa sahip olmasına karşın, akredite dernekler “meşru”luklarının sağladığı avantajları kullanarak -bilmiyorlar, eksik ve yanlış anlamışlar, uyduruyorlar, zaten bilinenleri söylüyorlar, yetkilendirilmemişler, gibi ve daha da ağırlarıyla- akredite olmayan dernekleri hem kurumsal hem de üyelerini teker teker prestij ve itibar zedelenmesine uğratıyorlar. Meslek içi, meslektaş arası ve kurumsal olarak bir tür tecrite maruz bırakıyorlar. Hiç beklenmedik biçimde onların kurdukları ilişkileri hastaları aleyhine bozguna uğratıyorlar. Psikanaliz savunuculuğu, dernek koruyuculuğu bu olamaz. Hukuki dayanağı olmayan, fakat ‘yetkilendirilmekten gelen meşruluk’ avantajlarıyla gerçekten hukuki, fakat yetkilendirilmemiş bir derneği ve meslek erbabının işini acımasızca bitirebilir görünüyorlar. Bu örnekte olduğu gibi hukukilik değil, şaşırtıcı biçimde yetkilendirmeden gelen meşruluk zeminidir yıkıcı olan. Yetkilendirme/Akreditasyon imtiyaz alanı oluşturmanın tehlikeli gerekçesidir. Görünen o ki yetkilendirilme/akreditasyon psikanalizin çözümü değil, psikanalizin önemli bir sorunudur.
Sonuç:
Doğrusunun zaten bu olabileceği akla getirilerek;
- Psikanaliz kuramının hipotetik öznelliği korkusuzca savunulmalıdır. Uzun yılların, zorlu maddi, manevi çalışmaların kişiselliği gerekçe edilerek bilginin sahiplenilmeye, kurumların savunulmasına, kurumlar arası herhangi bir denetime kalkışmaya hiç gerek yoktur. Klinisyenlerin hata yapmalarını sınırlayacak mesleki görüşmenin haddinden fazla tıbbi, hukuki, etik, deontolojik çerçevesi zaten var. Tıbbi bilimselliğe, mesleki etiğe, demokrasiye, hele de psikanalize sonuna kadar güvenelim ki o kendini korusun, gelişsin.
- İktisadi konum psikanalizin değişen kuramının kılavuzluğuyla görüşmenin psikanalitik çerçevesiyle mutlaka ilişkilendirilmeli yeni bir etik söylem mutlaka geliştirilmelidir. İktisadi meselenin çözümü de bizatihi kuramın sorunlu teorik yapısında aranmalıdır. Sosyal güvenlik kapsamına eklenmesi meselesi önemlidir. Temelde meslek örgütü olmadığı için sadece psikanaliz dernekleri değil, meslek odaları, psikiyatri dernekleri, sendikalar, siyasal yapılarla birlikte çalışılmalıdır.
- Psikanaliz akademide değil, tam da hukuki zemini dernek benzeri bağımsız, demokratik yapılarda sürdürülmelidir. Yetkilendirilme girişimleri farkında olmadan sisteme yamanma, uzlaşma, otoriterleşmeye evrilmiş merkezi imtiyaz alanı yaratma çabası haline gelmiştir. Zira belki de bu sebeple çok daha fazla psikanaliz derneği kurulacağı ortadadır.